Kosesindeyim

Saturday, 6 December 2008

Kosesindeyim oturdugumuz masanin
Gozum yok artik ortalarda
Yakinlara uzaklasip bakasim var
Anlamasi zor yakinlastikca
Soylenenlere duymadan gulesim,
Kendi uzaklarima dalasim var

Basindayim yasadigimiz sokagin
Izliyorum bir koseden geleni gideni
Beklentisi kalmadi artik
Her yeni gun bir yere ulasma
Aradiklarima varma

Biliyorum sokagin sonunda bekleyenin
Neyi aradigini bildigini sanan
Aldigi nefesten haberi olmayan
Yine ben oldugunu…

Belli ki bazen geregi yok ortalarda olmanin
Umit yuklemenin, derinlere girmenin
Koselerden izlemek lazim hayati
Gercek sebebini bilmeden…


Derya Sahna

Bana beni bulun

Monday, 18 August 2008

Bir kaç isim sayıklıyorum
Evet kaybettiklerim onlar
Yoklar, artık yoklar..

Yürümem gereken uzun, taşlı yollar var
Ulaşmam gereken dostlar
Konuşmam gereken yıldızlar
Ve savaşmam gereken bir yalnızlık var..

Ben bile hasret kalır oldum 'kendime'
Bana beni bulun..
Kaybettiklerimi geri verin bir de..
Mutluluğa dair ne varsa içime koyun..

Bir gün gideceğim habersiz
Kimse duymayacak, kimse bilmeyecek
Uzaklarım yakınıma gelecek
Yakındığım yalnızlık özgürlüğe dönüşecek

Yalnız özgürlük,
Ne anlamı var ki..
Ağzımda kalmış bir kaç sözcük,
İçimde saklasam kim duyar ki..

İsterdim sonsuz bir aşk
Ve sonsuz bir dost
Çok mu imkansız?


Nilsu Altunel

Yalniz Ruhum

Şehir suskun bugün..
Gemiler geçiyor yalnızlığımdan..
Yıldızlar dostlarım olmuş bugün..
Bir gün onlar da kayıp gider mi karanlığımdan ..?

Herkes gitti birer birer..
Yaşarım böyle mutluluktan bi haber..
Kim var, ne var şimdi elimde kalan?
Dost dediğim baştan sona yalan..

Düşlerimin peşinden koştum hep..
Ararken mutluluğu, yalnızlıkta buldum ruhumu..
Kelimelerim anlamların içinde boğuldu
Ne varsa benim olan, kayboldu..


Nilsu Altunel

Murekkebim bitmesin

Thursday, 17 July 2008

Dostlar beni yalniz birakmasin
Gezecek yerlerim olsun
Gorecek guzellikler beni bulsun
Murekkebim bitmesin
Yazacak isiklarim olsun

Kalabaliklar olmadan yani basimda
Yalnizliklari anlayamam bir basima
Uzaklar girmeden aralara
Yakinlari seçemem buralarda

Inisim olsun çikisim da
Sevdigim uzak sevenim yakin olsun
Guldugum de olsun agladigim da
Beni kiranlar olsun ama kirilmasinlar

Hepsi olsun ki su kisa omrumde
Murekkebim bitmesin
Yazacak isiklarim olsun…


Derya Sahna

Arkasinda ben varim

Durgun geçer gecelerim
Kayiplarla dolu gunun ardindan
Yetisecek yerim var sanirlar
Attigim hizli adimlari gorenler

Telaslarin arkasinda gizledigim
Olasi agir dusuncelerim
Soluksuz geçirdigim gunlerim
Saklarlar bendeki beni
Bir yerlerde biraktigim nefesim
Tutar içimdeki çizgiyi asacak gucu

Sensizlik degil ama sessizlik aradigim
Serap gorecek kadar degil ama
Sussuzlugu bir basima tatmak istedigim
Ormanlar olmazsa da yakinimda
Yesillerde yalniz kosmak diledigim

Duvarlarin arasindaki sessizligin
Odama vuran sokak lambasinin isiginin
Aralik penceremden giren gurultunun
Arkasinda ben varim

Telasimi bir kenara atip
Nefes aldigim gunlerin
Yalniz geçen saatlerde
Içimdekine ses verdigim anlarin
Arkasinda ben varim…


Derya Sahna

Uzun zaman oldu

Monday, 7 July 2008

Uzun zaman oldu
Hissetmeyeli
Gunesini iliklerimde
Kokusunu ruhumda
Dokunusunu,
Yuzume degen ruzgarinda

Izlemeyeli
Arnavut kaldirimdan inerken
Çiplak ayakli çocuklarini
Vapurun kosesinde çayimi yudumlarken
Gecenin en guzel renklerini
Sabahinin ilk isiklarini

Duymayali
Yolda bir tanidigin adimi çagirdigini
Sokagi inleten simitçinin sesini
Misketini kaptiran çocugun bagirisini
Sehrin bitmek bilmeyen gurultusunu

Uzun zaman oldu
Gormeyeli
Karmasasinin içinden bana bakan
Beni biraktigim gibi beklemeyen
Bambaska biri oldum ben diyen
Istanbul’u…

Sona gelmeden

Monday, 23 June 2008

Su dunyada yasadigimi hissederken
Farkinda olmadan kulagima hos gelen,
Muzigin melodisini yakalayabilsem
Sona gelmeden bir baslayabilsem

Kisa hayatta seçimlerimi yaparken
Derinden hissetmedigim ortamlari

Içlerinde isik olmayan gulusleri
Bir anda defterimden silip atabilsem

Yalnizligimi en guzel koseye oturturken

Aynada gordugume guvenebilsem
Bastigim taslari anlatmak için degil
Ruhumu beslemek için yasamayi ogrenebilsem

Hayat pesinden kostugum kus,
Anlarim ise onu besledigim kirintilar
Bunu hep aklimda tutabilsem
Bana açilanlara verdigim akillarla
Bir de kendi gozyaslarimi durdurabilsem

Ileri geri saymalardan vazgeçip
Bugunden sonrasini hesaba katarken
Simdiki animda sakli mutlulugu ertelemesem
Sona gelmeden ah bir baslayabilsem.


Derya Sahna

Konusmayan Çift

Friday, 20 June 2008

Taksim’de bir cafedeyiz… Tam karsimizda yanyana sokaga yuzlerini donerek oturmus orta yaslarda bir turist çift var. Belki Fransiz, belki de Inglizler. Çok sakin ve sessizce oturuyorlar masalarinda.

Kahvelerimizi aldik, biz de oturduk yerimize, muhabbetimize basladik, yarim saatten fazla belki oradaydik. Bu sakin çift bu sureyi birbirlerine tek kelime etmeden, yoldan geçenlere bakarak ve kuçuk fincandaki expresso kahvelerini yavasça yudumlayarak geçirdiler.

Hiç bir zaman hoslanmadigim ve anlayamadigim, otobuste ya da restoranda ya da bir cafede, birlikte olup da birbiri ile konusmayan iki insan gormek. Belki bazen birlikte olup sessiz kalmak mutluluk ve huzur verebilir ama elimde degil, eger biri ile bir ortami paylasiyorsam hele bir de sevdigim biri ise, bir saniye bile konusmadan durasim gelmez.

Bunlari dusunerek onlari incelemeye çalisan biz, yan gozlerle bakarak bekliyorduk herhangi bir hareket yapacaklar mi diye. Bizden once geldikleri için bizden once de kalktilar tabi, yine çok sessiz , sakin ve birbirlerine bile bakmadan. Biz de merakli turk toplumu bireyleri olarak tam arkalarindan bakiyorduk ki, adam kadinin çantasini sirtina asmasina yardim etti yine çok sakince ve dusunceli bir bakisla.

O an hepimiz bakakaldik, belki de sadece sessizligi paylasmakti aradiklari…

Sehrin sahipleri

Tuesday, 17 June 2008


Yemyesil çimlerde umursamaz kuslar
Gunun her saatinde gezinirler,
Sinirlarin daimi bekçisi agaçlar
Yagmurdan korkup da kaçmazlar,
Ruzgarla konusmasini bilen yapraklar
Dans ederken çevrelerine bakmazlar

Neyle karsilacagindan habersiz çiçek

Betondan basini çikarmaya çalisir ,
Kimseye sormadan çosan deniz
Yagmurdan sonra sakinlesmesini bilir ,
Kayalarda boylu boyunca uzanan yosun
Sehrin en guzel manzarasini kapar

Belki de sen degil onlardir,
Bu sehrin asil sahipleri…


Derya Sahna

Starbucks Çalisani

Monday, 16 June 2008

Aylar sonra Istanbul’a gelmis gezmeye çikmisiz. Dublin’de sik sik yaptigimiz gibi oturup bir kahve içelim diyoruz. Tum dunyada oldugu gibi Turkiye’de de mantar gibi her yerde karsiniza çikan ve itiraf etmeliyim ki ortami ve nefis kahveleri ile beni de sik sik kendisine çeken Starbucks’a giriyoruz.
Kasadayim, sevdigim tip olan kahveyi istiyorum, hersey inglizce yani alistigim gibi. Gel gor ki burada ayni tipin iki farkli çesidi varmis, bana kasiyer yamultarak konustugu turkçesi ile soruyor:

“ Bilmem neli mi olsun yoksa bilmem neli mi?” hala hatirlamiyorum ne dedigini.
Ben de anlayamadim ne dediniz deyince verdigi cevap su oluyor:
“Daha once hiç içmediniz mi?” (? ¿)

Hay allahim sanane daha once içmis miyim içmemis miyim, sana mi kalmis sormasi, bilmek zorunda miyim senin dukkaninda olan herseyi ! Bayiliyoruz birini kuçuk gorme yolu aramaya, olur da bulursak hemen ordan ilerlemeye. Gulup geçiyorum ama aslinda Turkiye’de oldugumu hatirliyorum.

Senin için de bakarim

Olmuyor dedigin anlarda
Zamansiz isyanlarini durduramadiginda
Anlamsiz sahneleri gormek istemediginde
Haber ver sen, ben senin için de bakarim

Bir anlik degil mi sandin sikintin
Bos oldugunu anlamadin mi uzulmenin
Simdini hissetmek için yarini mi bekledin
Ne yandan baksam hep ayni mi dedin
Haber ver sen, ben senin için de bakarim

Seçim yapman gerekti, çikmazlarin içinden
Bir kapiyi kaparken açilan digeri olmadi
Sonraki pismanliklardi kaçmak istedigin,

Ama yolun sonunda bekleyeni bilemedin

Kalabaliklarin arkasina saklandin
Anlamsiz gurultuler sesini saklasin diye,
Yanlislarin dibindeydin yukarilara bakamadin
Yalnizliginin tek çaren olduguna inandin

Iyi ki varsin demektir , bana yeten
Ihtiyacin oldugunda kosmaktir içimden geçen
Sebepli sebepsiz korkularindan çikamadiginda
Haber ver sen , ben senin için de bakarim.


Derya Sahna

Döndüm

Thursday, 12 June 2008

Geçen seneler degildi
Gençligimdi, yalnizligimdi
Konusan kelimeler degildi
Ozlemimdi, heyecanimdi

Döndüm, geride birakarak
Bugunun oncesini, tanimadigim yarini
Döndüm, kendime sorarak
Acaba hatirlayan oldu mu
Penceremdeki çiçek soldu mu

Baslayamam ki biraktigim yerden
Anlayamazlar ki gorunen benden
Aslinda hatirlamazlar eski beni
Yaratmak isterler simdiki bir benzeri

Döndüm, bilsem de belli sonu
Uzaktan sevmenin kolayligini
Içeride bekleyen ayniligi
Solgun renkli gunleri

Döndüm herseye ragmen diyerek
Camin arkasindan yagmuru izleyerek
Sessiz kalabaliklara muzik vererek
Döndüm, artik burdayim…


Derya Sahna

Aksam yanar

Wednesday, 11 June 2008


Gunduz kimsenin goremedigi
Benim bile unuttugumu sandigim
Kendi içlerinde kaybolan
Isiklarim sadece aksam yanar.

Aksamustu geldi mi yanip sonen
Benim gormedigim uzaklari bilen
Zamansiz goz kirpan
Isiklarim sadece aksam yanar.

Gun isigi dogdu mu çaresi yok
Beklemeyi bilir, saatleri sayar
Nasilsa karanlik çokecek der
Beklerken daha da irilesir,
Gerçek bir ahbabi, tanidigi
Parlamak için beni arar
Isiklarim sadece aksam yanar.

Gunduzum olmadigindan,
Karanliklari diledigimden degil
Aydinliklar arasinda kaybolduklarindan
Kalabaliklar içinde kimsesiz kaldiklarindan
Isiklarim sadece aksam yanar.


Derya Sahna

Irlanda'nin bati kiyisinda Galway

Monday, 9 June 2008

Irlanda’nin bati kiyisinda Corrib Nehri boyunca kurulu, ulkenin uçuncu buyuk sehri Galway. Buyuk sehri dedim ama kuçuk zumrut renkli adanin uçuncu buyuk sehri ne kadar buyuk olabilir ki? Yine de ne kadar kuçuk olursa olsun , 70 bin nufusu ile Avrupa’nin hizla gelisen sehirleri arasinda yer aliyor. Irlanda için bir çok konuda onemli olan Galway, yilda bir iki kez yapilan bazi festivallere ev sahipligi yapan bir kultur sehri oldugu gibi, bazi yerel ticari markalarin dogduklari yer olarak da taniniyor.

Iranda’nin turizm duraklarindan biri olan Galway, geçmiste normanlarin Irlanda’da hukum surdugu yillarda, 14 tuccar ailenin elinde olmasiyla da kabileler sehri (city of tribes) diye de bilinir.

Sehri kesfe cikmak isteyip kuçuk sehir merkezine indiginizde, sizi bekleyen; gençlerle dolu parklar, sokak sanatçilari, turistik dukkanlar, birbirinden eski ve farkli Irish Publar, kuçuk balikçi resotranlari, ulkedeki tum markalari barindan magazalar ve alisveris merkezleri, sakin temiz sokaklar.

Iki onemli univeristenin bulundugu sehir bir çok ogrenciye ev sahipligi yapmakta. Bundan dolayi olsa gerek ki her tarzdan ve farkli ulkelerden genci sokaklarda gorebiliyorsunuz.

Irlandali’nin konustugu Inglizce’nin yanisira buyuk bir kesimin konustugu yerel dil Galce her yerde karsiniza çikabilir. Fakat hep iki dil bir aradadir. Burada ise sadece Galce'nin konusuldugu bolgeler mevcut oldugu gibi sehir merkezinde bile sadece yerel dilde yazilmis tabelalar çikabilir karsiniza.

Corrib nehri boyunca sakin sehrin havasini soluyarak yuruyus yaparak Galway’in haritadaki yerini daha iyi hissedebilir insan. Gezilebilecek onemli yerler; Eyre Square ve St Nicholas Katedrali ve Ispanyol geçidi. Bir zamanlar bir çok amerikan gemisinin yanastigi liman sehri olan Galway’in kiyisinda ozellikle Ispanyol donanmasi da gorulmekteymis. Bu yillarda sehir ispanyol sarabi, ticareti ve ispanyol etkileri ile unlenmis, bugun bize kalan ise sadece Ispanyol gecidi (Spanish Arch).

Diger ilginç bir sey ise “the Claddagh Ring” dedikleri kiyida kurulu kuçuk bir balikçi kasabasinda dogmus Galway’in sembollerinden biri olan yuzuk. Krallik sisteminin altinda ezilmis bu kasabasinin isyaninin simgeleyen, iki elin, tepesinde taç olan bir kalbi tutan motifi olan yuzugun anlami "Let Love and Friendship reign" yani Kralligi askin ve arkadaslagin yapmasina izin ver. Bugun turistik esya satan dukkanlarin hepsinin kapisinda bu motifleri gormek mumkun.

Sehirdeki en eski ve geleneksel balik restorani; Mc Donagh’s. Gunumuze uymus, restorani ikiye bolerek, self servis ve klasik restoran olarak fiyatlari ve servisi ikiye ayirmis olmasina ragmen aman diger amerikan Fast Food kralligi ile karistirmasin. Tabi ki klasik restoran kismi daha cok Galway'in havasini tasiyor. Servisi ve balikçilik agirlikli dekorasyonu ve en unlu tabagi olan; Morina baligi fileti, patates kizartmasi, salata ve bezelye ezmesinden yapilan sosundan olusan “Cod Fish and Chips”i denemeden çikmayin.

Galway’e gunubirlik gidebileceginiz gibi ya da bir iki gun kalip yakin yerlesimleri de ziyaret edebilmek mumkun. Gunde iki kez hareket eden Corrib Nehri boyunca gemi turlari yapabileceginiz gibi, Galway Koyu’nun okyanusa açildigi alandaki uç farkli adaya da her gun kalkan uçaklarla yolculuk yapmaniz mumkun. Ben bunlari henuz yapamadim ama bir daha Galway’e gidebilmeyi heyecanla bekliyorum.

Her gun ayni saatte

Wednesday, 4 June 2008

Her gun ayni saatte seni hatirlarim
Içimde bekleyenler canlanir
Ruhumu uzaklara tasiyan ruzgar
Senin yoklugunu mirildanir.

Gunun bu saatleri içime dolar
Yeni beklentileri tasiyan dusunceler
Renkleri bana getiren hayaller
Dunden kalma uzun satirlar
Seni hatirlatan farkli dunyalar

Sehrin sessizliginin derinligi
Yalnizligimin çoskusunu tasir,
Gokyuzunun renginin degisimi
Beni bugune hazirlar.

Sokagin sakinliginin bekçisi kuslarin
Civiltilarini duydugum saatlerdir,
Seni derinlerde bir yerlerden çikarip
Beni bekleyen yeni gune tasidigim.


Derya Sahna

Damlarken


Gunler, geceler, dunler, yarinlar
Birikmisler elimde bir bir
Gozumun onunden geçerken anlar
Yakalayamamisim hizlarini,
Damlarken tek tek yuregimdeki birikintiye
Anlayamamisim içimde gizlediklerini.

Aradigim mutluluk, geçip gidenlerin
Hayallerimde yer etmesi ile gelendir belki
Ya da sil bastan dedigim anlarda
Karsima cikan beklenmediklerdir.

Sordugumda sessizce kendime
Istedigim biriktirmek mi anilarimi içimde
Yoksa silip atip yenilere yer mi açmak
Cevabini bulamaz kendimi suçlarken
Hepsine yer var biliyorum derinde.
Dogru zamanlari yakalamak gerek
Kimisini suyun yuzeyine cikarip
Kimisini derinlerde gomebilmek için.


Derya Sahna

Yalniz yururken

Friday, 16 May 2008


Farketmemisim yalniz degilken
Toprak rengini degistirmis,
Kizili, beyazi, yesili karistirmis
Çimlerin koynunda papatyalar obeklenmis

Dun benim baktigim dunya,
Simdi bana bakar olmus
Bakarken de konusur olmus
Yapraklar kimildarken agacin dallarinda
Sadece ruzgar degil bizi oynatan,
Taslar bakarken bana, yolun donemecinden
Basmak yetmez bizi tanimana demisler.

Istemeden gozum takilmis
Basimi kasir gibi yapmisim
Farkedivermisim çok uzaktan geleni bile
Yere bakip beklemisim
Belki bana gulumser diye

Daha çok ilerlemem lazim,
Gormek, sesleri duyabilmek için
Belki de yalniz yururmem lazim,
Ilerleyebilmek için...


Derya Sahna


Tirnaklari ile kaziyanlar

Thursday, 15 May 2008


Iki tip insan var benim bildigim. Biri yasamindaki en onemli seyler onune hazir gelen, cok fazla bir çaba sarfetmesine gerek kalmadan, sans hep kapisini çalan, digeri ise benim de içinde bulunduguma inandigim her yapmak istediginde karsisina bir yigin engel cikan, engelleri asmasiyla da isleri bitmeyen.

Once guzelinden baslayalim, dort ayak ustune dusenlerden; kimisi birçok konuda fazla bir çaba sarfetmeden, az bir ugrasla ve sansin da yardimi ile basarilara ulasir. Ayni anda bir seye basvurursunuz, sizin onunuze saniye farklariyla geçerler. Ya ailelerinden kalanlari vardir, ya da sanslari yagver gitmis kisa surede yukselmislerdir (Çok çalisip yukselenleri bu gruba katmiyorum). Çevremde buna dair çok sayida ornek var. Tabi burada kendime sordugum sorular ; Acaba gerçekten dedigi kadar kolay mi geldi imkanlar onune? Acaba bana mi kendini sorunsuz gosteriyor oysa ki içi kan agliyor? Belki de hayata kolay yanindan bakiyor, çok zorlansa bile kabul etmiyor? Yoksa gerçekten de oturup kalkip, dort ayaginin uzerine mu dusuyorlar … ???

Digeri ise benim gibi birçok insanin arasinda oldugu grup; tirnaklariyla kaziyanlar. Her yaptigi is bin bir zorluklarla dolu olan, istedigi bir seye ulasmak icin yuz basamak çikmasi gereken, mutlu anlarina damgasini vuran zor anlarinin bol oldugu, aglamazsa kimsenin aklina gelmedigi insanlar. Burada da tabi sorulacak çok soru var; Acaba gerçekten de isler bu kadar mi zorluyor bizi? Olmadik aksiliklerin isi gucu yok da hep bizim pesimizden mi kosuyorlar? Yoksa biz mi zoru seviyor, pesinden kosuyoruz? Ya da negatif dusuncemizin gucu daha da negatif enerjiyi mi yukluyor bize? Ya da herkes bizim geçtiklerimizden geçiyor fakat biz ilgilerin odagi olmayi çok sevdigimiz için abartarak mi yasiyoruz …?

Ya da baska bir olasilik daha var; yaptigimiz islere negatif elestiri getirilmesinden cok korktugumuz icin, hemen elestiriye izin vermeden ne kadar çok zorlandigimizi ve bundan daha iyisini yapmanin mumkun olmadigini soyleyerek kendimizi mi savunuyoruz.

Konu uzerine dusunulecek aslinda bir yigin kavram var. Isin asli herkes kendi seviyesinde yasiyor hayatin dogrusunu yanlisini, guzelini kotusunu. Kimi pozitif yonden bakarak, enerjisini arttirip, yasamini kolaylastirirken, kimisi de negatif yonden bakip negatif enerjisini kendisine ve çevresine yukledikçe yukluyor ve yasamin en zor koselerinde tikilip kaliyor.

Belki ben de bu yaziya nokta koyarken, kendimi dort ayak uzerine dusenler gurubuna uye yapabilmek icin, rahatlamanin, pozitif dusunmenin en modern yolu olan yoga derslerine baslarim…

Beklenmedik alarm


Dublin’in en sik ve pahali magazalarinin oldugu, havali caddesi Grafton Street’te elinizdeki bir kaç alisveris poseti ile ilerlerken mutlu huzurlu ve kendinizi iyi hissediyorsunuz. Kucuk bir alisveris merkezine giriyorsunuz, biraz gezindikten sonra ihtiyaç molasi vermeniz gerekiyor. Hemen en yakin wc’ye atiyorsunuz kendinizi.

Temiz, buyuk ve bakimli tuvaletin içinde hangi kapiyi seçsem diye dusunurken giriveriyorsunuz birine. Ayaginizi daracik kapidan sokmanizla birlikte bangir bangir, sert bir kadinin sesiyle alarm otmeye basliyor !

Zaten normalde anlamakta zorlandiginiz sivesi dillere destan Ingilizcelerini bir de alarmda anlamaniz mumkun degil. “Aman allahim ne diyor bu kadin simdi, ben mi caldirttim alarmi, yoksa baskasi mi, acaba elimdeki posetlerdeki esyalarin mi alarmini cikarmayi unuttular…” gibi akliniza olabilecek tum absurd sebepler geliyor.

Hemen geri adim atip diger bir tuvaleti deniyorsunuz ama alarm durmadan devam ediyor. Panik haliniz gecip de biraz sakinlesince alarmin ne dedigini anlamaya basliyorsunuz... meger sigara alarmiymis. Iciniz rahatliyor sizden kaynakli birsey olmadigindan, siz degil baskasinin yasak olan bir yerde sigara iciyor olmasindan dolayi alarm calmaya basladigindan. Demek ki bu kadar ciddiler kapali yerlerde sigara icilmeme konusunda diyor ve alisveris maceraniza devam ediyorsunuz.

Bulursun Belki

Wednesday, 14 May 2008

Sessiz kalmayi basarip,
Ruhunu dinlemeyi ogrendiginde
Esen ruzgara kendini birakip,
Bahçende açan çiçegi farkettiginde
Gozlerini huzurla kapatip,
Nefesini derinden alabildiginde
Dunyayi akisina birakip,
Zamanin gidisine aldirmadiginda

Distakilerin iceri girmesine izin vermediginde
Sirtinda yarini degil bugunu tasidiginda
Hirsina yenilmeyip, aradigin birsey olmadiginda,
O zaman multulugu bulursun belki…


Derya Sahna

Balkonda biri var


Dublin’de yagmurlu bir gun, sabah saat onbir civari. Evimde yalniz sakin sakin oturuyor, bir yandan en sevdigim sey olan iki saniyede bir maillerimi kontrol ediyor, diger yandan iki kelime yazmaya calisiyorum.

O da ne ? Kisa ve enine genis olan mutfak caminda bir firça geziniyor. Hatta gezinmekle yetinmeyip camlari temizliyor. Demek ki ortadaki avludan apartmanin temizligi yapiliyor, ohh ne guzel benim de isim azalmis olacak diye seviniyorum.

On dakika geçmeden tam yanimdaki balkona gozum ilisiyor, o da ne ? Balkonda biri var, bir adam geziniyor, nasil cikti buraya kadar ?? Bakiyorum agzim acik bir sekilde ne yapmak istiyor acaba diye. Yuregim agzima gelince zaten ne yapacagimi sasiriyorum. Adamcagiz beni pek umursamiyor tabi, gorevi apartmanin tum dis yuzundeki camlari temizlemek olunca eksiksiz yapabilmek icin elindeki firçayi bir asagi bir yukari gezidiriyor. Ne oldugunu o zaman anliyorum. Tabi anlamama kadar geçen saniyeler içimin saskinlikla dolmasina yetiyor da artiyor.

Sasirmamak mumkun degil, sanki sehir merkezinde bir is yeriymisiz gibi demek her ay gelip camlari da silecekler, meger apartman yonetiminin gorevlerinden biriymis. Yine en azindan evin tum camlarini disardan silmeme gerek kalmayacak diye seviniyorum, sanki bana kalsa silecekmisim gibi …

Aralik birak

Tuesday, 13 May 2008

Bugun yakinlarda yokum
Bilinmez uzaklarda kaybolurum
Dusuncelerde yorulurum
Gelecegim derken bogulurum

Eskisi gibi beni beklemesen de
Sen kapiyi aralik birak
Bende içeri girecek cesaret olmasa da,
Isigimi araliktan geçiririm
Sana geldim diyemesem de,
Muzigimi kulagina ulastiririm.

Ardindakiler onemli degil kapinin,
Orada oldugunu bilmem yeter
Beni nasil karsilarsin diye dusunme
Sen kapiyi aralik birak
Belli ki sadece uzaklardan bakmak,
Seni araliktan gormek istedigim.

Belki sen de bir gun çikmak istersin
Kapiyi arkana alip kosmak
O anda beni bulursan sasirma
Geçen zamana hiç yilmayip
Kapinin araligindan bakan…


Derya Sahna

Bogazimdan geçmeyen ev partisi

Lizbon’a yeni gelmisim, master yapacak olmanin heyecani ve tum hevesi ile herkesle tanismaya yeni arkadaslar edinmeye dunden raziyim. Universiteden edindigim, bir haftadir tanidigim bir iki arkadas beni Cuma aksami kucuk bir ev partisine davet ediyor. Once evde yemek yiyip sonra disari eglenmeye cikacaklarini soyluyorlar. Ben de neden olmasin diye dusunerek hemen daveti kabul ediyorum.

Derslerin sonunda bulusuluyor gurultulu kantinde, zaten tek kelime bilmedigim dillerinde de konusuyor olduklarindan pek de muhabbetlerle ilgilenmeden hemen geceye baslayalim istiyorum.

Biraz aradan sonra bahsettikleri ev partisine geliyorsunuz. Eski bir binanin en ust kati olan apartmanda 10 kisi, bir salon bir mutfakta tikisiyoruz. Partinin zengin menusu, bir kac icecek, tavuk kanatlari, cips ve salatatan ibaret. Tabak bile yok, elimde yemege, plastik bardaklarla ickimi yudumlamaya basliyorum. Ne olacak ogrenciyiz hepimiz, plastik milastik farketmez maksat muhabbet diyorum ama benimle ingilizce konusacak birilerini bulabilirsem tabi bu mumkun olacak.

Bir kaç cipsi agzima atiyor, hadi bari yiyeyim dedigim bir parça tavugu da elime aliyorum. Tam elimdekini agzima goturecekken birden içlerinden biri gelip “Arkadaslar bu partinin masraflarini bolusuyoruz” demesin mi. Oldukça sasiriyor ve nasil herkesden 4,5 eur toplamaya basladigini izliyorum. Bogazimda kalacak gibi oluyor sanki tavuk parcalari. Bunu da mi gorecektik, madem paran yok parti yapma o zaman kardesim diye içimden gecirip, “Aaa tabi ne demek !” deyip saymaya basliyorum cebimdeki centleri...

En yakin postane

Monday, 12 May 2008

Lizbon’un bol gunesli gunlerinden biri. Sevgili aileniz size bir dolu ozlediginiz seylerle dolu bir koli yollamis, hemen en yakin postaneyi bulmaniz gerekiyor. Kasvetli binanin, ahsaplarindan gicir gicir sesler cikararak alt kata kosturarak iniyor, hemen ev sahibinin oglu “Marcos”tan postanenin yerini tarif etmesini istemelisiniz.


Ugraslarinizin sonunda onu bulduktan sonra:

- “Merhaba Marcos !” diyerek selam veriyorsunuz.
- “Merhaba” deyip yere bakiyor utangaç haliyle.
- “En yakin postane nerede biliyor musun?”
- “Evet biliyorum” deyip sirtini donup gidiyor. (?!?)
Nasil yani, soktasiniz… inanamiyorsunuz, bu gerçek olamaz diyorsunuz ve arkasindan bagiriyorsunuz:

-“Nerede anlatsana o zaman, postaneyi bulmam lazim bugun”.
-“Ha ok… anlatayim.” diyerek saskinliginizin sebebini bile anlamadan agir agir size tarif etmeye basliyor…

Yillarin Midyeleri

Sunday, 11 May 2008


Ufukta gorunen yillar
Kiyiya vurdular bir bir
Gozumu açip kapamamla
Geçip gittiler hep bir

Kiyida biraktiklari midyeler
Dalgalarla çabuk kaybolurlar sandim
Yanilmisim, dalgalardan kosarak kaçtilar
Derinden izler birakabilmek icin.
Guzel beyaz midyelerin yaninda
Karalari da vardi beni bekleyen,
Hiç ben ister miyim diye sormadan
Tasidilar beni bir dune, bir yarina
Yavas yavas izleri silinmeye basladi mi
Meger benmisim arkalarindan kosan

Dilimden zamansiz dokulen kelimeler,
Gozumden yersiz akan gozyasilari
Saçimda biriken beyazlar
Yuzumde beliren çizgiler,
Biraktiklari izleri, silinmeyen.
Acisiyla tatlisiyla hayatin dalgalariymis
Beni bugune tasiyan…


Derya Sahna

Sandim

Friday, 9 May 2008

Kanatlarim var diye ucarim sandim
Yukselenler kanatsizdi oysa ki
Yurumeyi biliyorum diye kosarim sandim
Onde gidenler meger benden farkliydi

Sonradan ogrendim ki;
Yalnizligi bilenin odasi bos,
Yuregi dolu olur
Sessizligi duyanin ici urperir
Ruhunda bin melodi vardir
Yoklugu olanin arayisi derin olur
Azmi beni asar

Bense eksigim yok, herseyim var der
Hayatimi ertelerken
Nasilsa bir yerlere varirim sandim
Ayak izleri cok olan yoldan giderken
Aslinda hep ayni yerde saydim.


Derya Sahna

Yeniden kosuyorum


Yenilik miydi aradigim,
Eskiden kaçmak miydi yoksa tek istedigim
Bugunumde iyiyim demek çok mu zordu
Yeniyi de bir gun, eskiteceksem eger
Nedendi beni bitiren bu çaba

Bilmedigim yollarda ilerlemem
Karanlikta isik tutani aramam
Omrumden gun alan heyecanim
Kabul edilme gereksinimim,
Gene beni anlatabilme ugrasim
Deger miydi bu kadar gayrete

Bilinmeyenin verdigi,
Hayretlerle dolu arayisim
Kesfetmeyle gelen haykirisim

Umutlarla dolu bekleyisim,
Doktugum terin ardindan
Yeniden dogmuslugun çoskusu,
Eskinin huzur veren uzakligi...
Sebebiydi belki de,

Yeninin pesinden kosmamin.


Derya Sahna

Izin verme

Wednesday, 7 May 2008

Boynum bukulur
Yapraklarim sararir
Susuz kalirim
Soylemeye korkarim,
Yuzume vurmaya korkmazlar

Içim burkulur
Kosup asmak isterim
Çitlerden geçemez olurum
Endisemi disa vururum,
Avutmaya çalisirlar

Degisen tek sey aslinda
Benim bakisimdir
Içinde oldugum akisa
Onlarin degil

Anlamasi zor dengenin yonunu
Sabir bulmasi zor sendeki kadar
Izin vermemek en iyisi,
Karsina çikan her sesin
ilerlemesine,

Içinde yer edecek kadar.


Derya Sahna

Gitmis Olabilirim

Tuesday, 6 May 2008


Telasin vardi, yavaslayamadin
Kalabalikti etrafin hatirlayamadin
Içinden gormek geldi, zamanin yetmedi
Yuzeylerdeydin, derinde dusunemedin
Kararsizligindan baska yollara dustun

Yarinina çok guvendin belki de
Her zaman bulursun sandin
Beklerken geçen zamani unuttun
Sonrasi nasil olurunda boguldun

Duymak istediklerim basitti aslinda
Bugun olmadi belki yarin soylersin,
Sesimin yetmedigini dusunup
Yuzumu gormek istersin,
Ama ben kapiya kadar gelmis
Hatta gitmis bile olabilirim…


Derya Sahna

Dalgalar

Saturday, 3 May 2008

Su karsimdaki dalgalar
Kimbilir nerelerden gelirler
Kac kez vurdular ayni sahillere,
Bense daha ayaklarimi sokamadim
Sonsuz sulara
Uzaktan bakmak mi daha kolay.

Neden buradayim diyorum
Ogrenmek icin mi,
Dunya almis basini gidiyor
Sanki ben hep ayni yerdeyim
Birseyleri kacirdim saniyorum

Gecmisten hatirladigim
Guzel anilar
Gelecekten bekledigim
Mutlu yarinlar
Hep ayni gecerken
Arada kalan bugunum
Soruyorum kendime
Nasil, neyi ogrenecegim...


Derya Sahna

Fidan

Thursday, 1 May 2008


Elinde kitaplarini tasidigi torbasi
Onlugunde dunden kalma lekesi
Kafasinda annesinin çilesi
Yuruyordu okula dogru Fidan.

Ablasinin eskisi pabuçlari
Kuçuk ayaklarindan çikarken
Hissediyordu yoldaki tum taslari
Incelmis tabanlarindan

Sinifin eskimis tahtasinin
Alismisti tozlu yesiline
Bir bildigi evin disi okuldu
Koyden baskasini tanimazdi,
Geçen yabancilara gulumserken
Kisa saçlarindan utanirdi.

Ezberledigi siiri okuyacak,
Egri tuttugu kalemi duzeltecek,
Dilinin donmedigini ogretecek
Kimsesi yoktu Fidan’in

Habersizdi sonrasinda bekleyenden
Gelecegin kupkuru oldugundan
Elinden tutan olur muydu
Babasi mi agabeyi mi,
Neden olmazdi annesi...
Sormaya baslamisti simdiden
Cevabini bulamayacagi sorulari

Bildigi bir tek sey vardi,
Aslinda istedigi ogretmen olmakti.


Derya Sahna

Sen Gormedin

Tuesday, 29 April 2008


Yesildi yapraklar, sarardilar
Uzundu yollar, kisaldilar
Dalgaliydi denizler, duruldular
Mevsimler bir bir uçup gittiler
Sen gormedin…

Buyuyecekti bahçedeki agaç,
Senden sonra ayni kaldi
Guldurecekti fidanlar seni
Boyunlari bukuldu.

Kuçuk yureklerine sigdiramayanlar
Artik korkmadan agliyorlar
Yanaklarindan suzulen yaslar,
Baslarini yukariya kaldiriyor

Seni gokyuzunde aradilar,
Denizin sonsuz heybetinde
Yalnizligin derin sessizliginde
Varligini her yerde hissettiler.

Sen gormedin belki ama
Anlattim ben sana herseyi,
Seninleyken ruyalarimda…


Derya Sahna

Sokagin karsisindan

Sunday, 27 April 2008


Her gun geçtigin yol ayni
Varacagin nokta hep belli
Yanindan geçenler de senin gibi
Ezberledigin tek bastigin tasin rengi.

Hiç dusundun mu
Bir gun ters yone gitmeyi
Senden, baska bir sen yapmayi
Yolun her kosesini tanimayi
Gelen geçenin yuzune bakmayi

Zor mu gelir degisikligin bu kadari
Hiç olmazsa, hep yurudugun yollara
Sokagin karsisindan bir bak
Biraktigin izleri disardan gor
Onceden hissetmediklerin seni bulsun,
Yeni bir yola atmadan kendini
Belki de mutlu olursun
Nerede oldugunu anlayinca...

Derya Sahna

Mavi mi Yesil mi

Friday, 25 April 2008


Soruyorum kendime
Hangisi beni daha çok mutlu ediyor
Denizin sonsuz mavisi mi
Çimlerin bitmeyen yesili mi

Uzerinde gezerken hissettigim toprak
Ruhuma isleyen yesilin kokusu
Uzaninca yuzume çarpan çimler
Bana gitme burda kal diyor

Bakarken beni uzaklara goturen dalgalar,
Sicakligi ayaklarimdan yukari çikan kumsal
Ufukta gordugum uçsuz mavi çizgi
Bana senin yerin burasi diyor

Seçmesi zor geliyor
Biliyorum ikisi de beni mutlu ediyor,
Yalniz oldugumu unutturuyor
Yine de bilmek isterdim,
Yarin ne renk olacak… mavi mi yesil mi.


Derya Sahna

Yalnizim Deyince


Yalnizim deyince, sanmayin
Etrafim kalabaliklarla,
Yolu gostermeye calisanlarla,

Zamani gelince arayanlarla dolu degil

Sanmayin ki konusacak kimsem
Hep yanindayim diyenim
Yolda aglarken yuzume bakanim
Sahte gulenlerim yok
Dogru hepsi var ama ben yalnizim.

Ruhuma dokunan bir nefes
Heyecanla bekleyen

Zamansiz arayan
Gozlerime bakmasini bilen
Konusmadan beni anlayan
Bakisimla mutlu olan, yoksa eger
Ben yalnizim…


Derya Sahna

Içki içerken yaptigimiz bazi hatalar :

Monday, 21 April 2008


- Bir bardak sarap, bir bardak bira ile kiyaslandiginda daha hafif bir içecektir.
Yanlis : bir bardak bira, bir kadeh beyaz ya da kirmizi sarap ya da viski hemen hemen ayni derecede alkol içermektedir.

+ Olçusunde kirmiza sarap içmek sagliga faydalidir.
Dogru: doktorlarin da onerdigi gunde bir kadeh kirmizi sarap sagliga faydalidir.

- Koyu bir kahve içmek ayilmaniza yardimci olur.
Yanlis: sadece zaman geçmesi ayilmanizi saglayacak bir faktor, baska hiçbirsey degil. Ortalama vucudun içindeki alkolu yakabilmesi için 1 saate ihtiyaci var.

+ Protein degeri yuksek olan kuru yemis ve peynirin alkol ile birlikte tuketilmesi vucudun alkolden etkilenmesini geciktirir.
Dogru: ozellikle protein yuklu besinlerin bunda etkisi yuksek.

+ Bir çok insan için en iyi alkol tuketimi yolu, ayni saat içinde birden fazla içki almamak.
Dogru: alkolun etkisini azaltan en onemli unsur zamandir.


Kaynak: “Alcohol Problems and Solutions”

Irlanda'nin alkol problemi

Dunyaca unlu viski ve bira markalari ve her yere yayilmis olan "Irish Publari" ile Irlandalilar'in içki ile aralari bozulmazsa da gun geçtikçe kendi içlerinde birbirleri ile aralari bozulmakta. Ilk bakista her yerde oldugu gibidir diye dusunseniz de maalesef Irlanda’da içki problemi oldukça çizmeyi asmis durumda. Bu konuda en çok sani olan ulkelerin basinda geliyor.

Hastaneler ya içkili insanlarin kavgalarinda arada kalan, ya da yine çok içip ne yaptigini bilmeden bir yerlerine hasar veren insanlarla dolu. Sehrin merkezi aksam ve gunduz yasaminda muthis bir farklilik gosteriyor. Gunduz havali, temiz insanlarla dolu bakimli sokaklar gece yarisindan sonra kotu kokulu, birinin kendini kaybedince akliniza gelebilecek tum sahnelerin oldugu sokaklara donusuyorlar.

Gazetede ara sira karsima çikan haberlere gore yapilan arastirmalarda Irlandali erkekler kadinlara gore 3 kat daha fazla içiyor. Tabi bu durum bir ev haniminin tum gununu içki içerek geçirdigi için yardim isteyen bir mektubunun konu edildigi bir makalenin karsiniza çikmasini engellemiyor. Sosyo ekonomik durumu yuksek olanlar da içmeye yatkinlar ama pek de alkol problem yasamiyorlar, asil problemi yasayan ve çevresine de yasatan sosyo ekonomik durumu dusuk olan kesim.

Irlanda’da durum bu kadar vahim olunca son donemde alinan onlemlerin bazilari ; zaten çok pahali olan içki fiyatlarini daha da yukseltmek ve araba kullanabilmek için belirlenen limitin sadece 1 biradan ibaret olmasi oldu. Marketlerde kasalar içki geçirebileceginiz ve de geçiremeyeceginiz olarak ikiye ayriliyor. Marketlerde calisan kasiyer eger 18 yasin altinda ise içkiyi size satamiyor tabi bu kisinin içki satilamayan kasada olmasini beklersiniz hali ile ama iki tarafta da olabiliyorlar. Bu durumla karsilasirsaniz 18 yasin uzerinde bir gorevlinin gelmesini beklemeniz gerekecektir içki alabilmeniz için.

Sakinligi ile ovunerek ev sahibinin bize kiralamis oldugu evin bulundugu apartmanda bile kisa bir sure sonra ayrilacak bir kiraci olan bekar komsumuzun yaptigi bir cumartesi aksami çilgin partisi, gecemizi de gunduzumuzu de altust etti. Belli ki içkinin dozaji oldukça abartilmis, yapilmadik gurultu ve saçmalik birakmadiklar. Gece uç gibi baslayan gurultu sabah sekiz’e kadar bizim tum ruyalarimizi susledi. Bu durumu yasayinca Irlandalilar'in ciddi anlamda bir problem yasadiklarini daha da iyi anladim.

Irlandalilar eglenceyi, haftasonlarini meshur publarinda geçirmeyi adete bir gorev edinmisler kendilerine. Sakaci, sicak ve hos sohbet insanlar olduklarindan ve de muhabbetin en iyi dostu da bir Guinness birasi oldugundan bardaklar bosaldikça dolduruluyor. Hatta bosalmasini hiç beklemeye gerek kalmadan bir sonrakini almak için siralar olusturuyorlar...

Tutun Bana


Dusecek gibi olmana gerek yok
Kotu gunleri beklemesen de olur,
Yalniz basima ayaga kalkarim deme
Ne zaman uyanirsan tutun bana.

Aldirma ayagina takilan taslara,
Yanindan geçen sana bakan gozlere
Arkandan gelip seni hizla geçenlere,
Bir kosende sakla beni, tutun bana.

Tum gucunu toplayip kosarken,
Kimsin, nereden geçtin sormazlar,
Sen sorunca yolu yanlis gosterir,
Seni durdurmak bile isterler
Aldirma kimseye, tutun bana.

Unutma senin yolundan geçen
Benim gibi bir surusu
var.
Sen bana tutun ki ben de sana tutunayim…


Derya Sahna

Oyle Bir Oyun

Sunday, 20 April 2008

Bilseydim oyunun boyle oldugunu,
Baslamadan once bir daha dusunurdum.

Herkesde bir ilerleme hirsi var,
Bende ise oyunu anlama çabasi.
Dogru bildigini yapan yerinde sayiyor,
Hile yapan ise çabuk ilerliyor.

Oyunun kurallarindan çikamazsin,
Kurallari koyan da olamazsin.
Kendin olmak istersen, geri sayarsin
Ayni yoldan gidersen, kabul edilirsin.

Soylendigi gibi ilerlersin, istedigin gibi degil.
Kazananin yanina gelirler, kaybedenin degil.
Kim ne zaman yaninda olur belli olmaz,
Ayni yerde kalani oyun içinde tutmaz.

Bilseydim oyunun boyle oldugunu,
Belki de hiç baslamazdim…


Derya Sahna

Simdi Anladim

Saturday, 19 April 2008


Yagmur dusunce gunesin sicakligini,
Gozlerim dolunca gulmenin huzurunu,
Yaslaninca çocuklugumun nesesini,
Tum hissettiklerimi anladim.

Sevdiklerimden uzak kalinca,
Istemeden dilimden kelimeler çikinca
Masamdaki çiçegim bana sirtini donunce,
Çocuklugumun geçtigi mahalleden geçince,
Tum hissettiklerimi anladim.

Kalabaligin içinde yalniz kaldigimda,
Uyanip pencereden baktigimda,
Evde gizlenen sesini duydugumda,
Iste simdi sana hissettiklerimi anladim…


Derya Sahna

Bilmiyorsam

Friday, 18 April 2008

Sana çok yakin olursam
Sicakligini unuturum nefesinin
Senden uzaklara kaçarsam
Yanima alirim seni biraktigim yeri.

Yapayalniz çaresiz kalirsam,
Birini ararim içimi dokecek.
Kalabalik içinde bogulursam,
Kapandikça içime kapanirim.

Pesimden gelen çok olursa,
Bir kose bulurum siginacak.
Beni hatirlayan kimse olmazsa,
Onemi yok der kandiririm kendimi..

Hayatta nasil mutlu olurum,
Elimdekilerden çabuk bikiyor
Kaybettikten sonra agliyor,
Ve de ne istedigimi bilmiyorsam…


Derya Sahna

21 - Film


"21"

Yonetmen: Robert Luketic
Oyuncular: Kevin Spacey, Jim Sturgess, Kate Bosworth, Laurence Fishburne, Aaron Yoo, Liza Lapira, Jacob Pitts, Jack McGee, Josh Gad, Sam Golzari, Helen Carey & Jack Gilpin.
Sure: 123 dakika

Parlak isiklar, renkli gazino masalari ile Las Vegas’in umursamaz hayat tarzi zemini ile gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek hazirlanmis bir film.

Ben Campbell (Sturgess) bir matematik dehasi olup en buyuk hayali tip okuluna gidip doktor olabilmek. Annesine çok duskun olan ve bir erkek giyim magazasinda çalisan Ben’in imkanlari okul masraflarini odemeye yeterli olmadigi için bu hayalini gerçeklestirmesi oldukça zor gozukmektedir.

Okudugu okuldaki Profesoru Micky Rosa (Spacey) ondaki potansiyeli gorur. Iyi niyetli biri olmasina ragmen, hayalini gerçeklestirmek için kolay yoldan para kazanmasinin isine gelebilecegini dusunur. Micky okuldaki potansiyel gosteren birkaç ogrenciyi bir araya getirip Las Vegas’ta Blackjack masalarinda kart sayarak para kazanan bir grup olusturmustur. Ben’i de bu gruba sokmayi ister, basta zorlanir ama sonunda basarir.

Içlerinde Ben’in de bulundugu grubun Las Vegas’a haftasonu yolculuklari baslar, otellerde geçen luks hayatlari gerçek yasamlarina hiç benzemez. Ilk yolculuklarda hersey yolunda gider, kazandikça kazanirlar ama tabi bu uzun sure surmeyecektir. Gorevi sehtekarlari yakalamak olan Cole Williams (Fishburne)’in gozu tum grubun uzerindedir…

Çok hareketli olmasa da bazi olacaklari onceden tahmin edebileceginiz olaylar zinciri olsa da sonunun beklemediginiz gibi gerçeklesmesi, renkli sahneler, genç oyuncularin basarili performanslari belki de filmin izlemeye deger olmasini saglayan en guzel kismilari...

Irlanda'nin Bahçesi, Wicklow

Thursday, 17 April 2008


Irlanda’nin bahçesi olarak bilinen, yemyesil Wicklow, Dublin’nin guneyinde, sehre yaklasik 16 km uzaklikta, nefis manzaralara, muhtesem guzellikteki kumsallara, gorkemli tepelere ve daglara sahip bir bolge.

Sakin yamaçlari, golleri, daglari, ozenle korunan bahçeleri, essiz manzara ve selaleleri ile unlu olan Wicklow Bolgesi (County Wicklow) , Wicklow daglarinin etrafinda olan Arklow, Bray, Glendalough gibi bir kaç yerlesimden olusmakta.

Ununu aldigi diger bir konu ise birçok Hollywood filminin geçtigi bolge olmasi ve Daniel Day Lewis gibi bir kaç unlu Hollywood yildizinin kent yasamindan soyutlanip, yemyesil vadilere bakarak yasadiklari evlerinin burada olmasi. Bu ozel bolgenin ozelliklerini, tarihselligini ve toplulugunu koruyabilmek için onlemler alinmis durumda, ornegin burada ev tutmak ya da almak isterseniz, belli kriterlerden geçmeniz gerekmekte.

Vikingler tarafindan kurulmus bolgenin, eski adi Viking çayirlari anlamina gelen “Wyking alo” imis. Tarihinden izleri bulmak isteyenin gezebilecegi yerler ; “Wicklow’s Historic Goal", "County Wicklow Heritage" ve "Genealogical Research Center”. Bolgede yapilabilecek diger aktiviteler ise mukemmel manzaralar esliginde Trekking ya da her gittiginiz yerde karsiniza çikan bitmek bilmeyen alanlarda oynayabileceginiz Golf olabilir. Wicklow kasabasi ise kuçuk sempatik, bir kaç çesit magaza ve bardan olusan, merkezi ve tarihi dokusu ile tipik bir Irlanda kasabasi.

Bolgenin en guzel ve gorkemli bahçelerinden biri ise “Powerscourt House and Gardens”. Ismini bu alanda 1300’de bir kale yaptiran Le Poer (Power) isimli aile vermis. Ardindan alan 1603 yilinda Ingiliz Richard Wingfield’e bahsediliyor ve kendisinin soyundan gelenler 350 boyunca buranin sakinleri oluyor. 1731 yilinda ulkedeki en buyuk balo salonuna sahip olan gorkemli bir konaga donusturuluyor. 1974 geçirdigi yangindan etkilenmis olsa da gunumuzde konagin içindeki hediyelik esya ve el sanatlari dukkanlari, restaurant, balo salonu ve teras kafe eski gorkemini hatirlatiyor.

Powerscourt bahçeleri kendinizi doga ile içiçe bulup bir yandan da geçmise goturebileceginiz essiz guzellikteler. Birbirinde guzel bahçelerin içinde, 1840’ta yapimi baslayan 100 isçinin çalisarak 12 yilda bitirdikleri Italian Garden (Italyan Bahçesi), Kuzey Amerika’dan gelen agaçlarla olusturulan “Tower Valley” vadisindeki Pepperpot Kulesi, gorkemli Japon Bahçeleri, Triton Golu’nun ortasindaki Roma’daki Piazza Barberini’den esinleneerek yapilmis fiskiye, Powerscourt Ailesi’nin zamaninda besledikleri hayvanlarini gomdukleri, Evcil Hayvan mezarligi gezerken karsilacaginiz onemli noktalardan birkaçi.

Bahçenin her koseni gezdikten sonra yorulup dinlenmek için seçebileceginiz en guzel yer teras kafedir. Benim gibi çiseleyen yagmuru ciddiye almayip terasta oturup çok çesitli kek ve pasta dilimlerinden birini seçip yaninda enfes kahvelerinden birini yudumlayaraj gunun en guzel anlarindan birini geçirebilirsiniz.

Sonra Agla

Wednesday, 16 April 2008

Dostlar senden bir bir kaçti,
Yalnizlik içine tas gibi çoktu
Gozlerine hakim olamaz oldun,
Yine de simdi degil sonra agla.

Herkes senin yanlisini ariyor,
Dogruna kimse deger vermiyor,
Dayanman gittikçe zorlasiyor,
Yine de simdi degil sonra agla.

Isteklerin aslinda çok da degil,
Yarina olan umidin kayboluyor,
Ama haykirsan da sesin çikmiyor
Yine de simdi degil sonra agla.

Korkmuyor musun ya biri gorurse,
Gelip sorarsa ne diyeceksin.
Mendilin de yok ki silesin,
Sen en iyisi simdi degil sonra agla.


Derya Sahna

Beni burada tutan

Nedir beni burada tutan,
Kemiklerime isleyen soguk mu
Yoksa içimi karartan bulut mu.

Yalnizligima alismisligim,
Sessizligimi bozmayi unutturuyor.
Yagmurun bereketine sastigim,
Çimlerin yesili beni mutlu etmiyor.

Odamdaki pencereyi kapayasim var,
Gunesle açan renge bakasim yok
Duvarda ilerlemeyen saatin sesi
Içimde bitmez boslugun nefesi.
Gunume çoker beklemenin agirligi,
Ardinda gelen herseyin ayniligi.

Nedir beni burada tutan,
Fedakarligimla duydugum gurur mu,
Yoksa hayalimdeki yarinin sicakligi mi…


Derya Sahna

Yine de sen ol

Tuesday, 15 April 2008


Bugun odana giren gunesin
Yarin sana sozu var mi,
Yuzunu yikadigin suyun
Kaynagindan haberin var mi.

Hayattan da fazlasini bekleme,
Iyisi de var kotusu de
Paylasanin az olur mutluyken
Akil verinin bol olur aglarken.

Yakindayken yuzune bakmayan
Giderken arkandan bakar.
Ruhuna degil sana dokunan
Seni ozunde degil, disinda arar.

Ayni havayi solumaya çekinmezsin
Ama yuregini paylasmaktan kaçarsin.
Gerçek senden bir parça versen
Kimden geri gelir sasarsin.

Sen yine de sen ol,
Ayni ya da farkli degil, kendin ol
Yolunu çizen ol…


Derya Sahna

Yurt disinda yasamak


Ilk bakista ne kadar kulaga hos gelirse gelsin, yurtdisinda yasamanin zorluklari kuçumsenemeyecek kadar insanin hayatini etkiliyor. Dunyanin neresinde yasarsaniz yasayin ulkenizden ayrilmis ve yeni bir ulkede yabanci olmussaniz karsiniza çikacak zorluklara hazirlamaniz gerekli kendinizi.

Iki tip yabanci var, biri; gittigi ulkenin herseyini tanimaya, iyi yanlarini one çikarip kendini mutlu hissetmeye ve yerli halkin yaptiklarini yakindan takip edip içlerine girip kendini ulkeye adapte etmeye çalisan, digeri ise; karsisina ne çikarsa çiksan kendi ulkesi ile kiyaslayip begenmeyen, ulkeyi ve yerli halki surekli elestri yagmuruna tutan, bulundugu yerin iyi yonlerine gozlerini kapayan ve gittigi her yere kuçuk ulkesini de yaninda tasiyan.

Acaba ben hangi gruba aitim diye dusunursem, belki birinci agirlikli olsa da ikisinde de bir parçam var sanirim. Aslinda çok da garip bir durum degil, hayatin her asamasinda yaptigimiz seçimlerin bir benzeri, yurtdisi macerasini seçtiginiz anda ulkede yasama sansinizi o anda kaybediyor ve surekli seçimizden suphe duyuyorsunuz.

Karsiniza neyin çikacagini bilmeden attiginiz bir maceraya kendinizi. Gittiginiz ulkenin dilini bilseniz de bilmeseniz de baslangiç her zaman zor. Neyi nerden alacaginiza, hangi araçlari kullanacaginiza, kiminle konusup kiminle konusmayacaginiza karar verene kadar zor bir donem geçirebilirsiniz. Ama isin guzel yani da burda; kesfetmek, yalniz kalmak, bir yerlere ulasmaya calismak, yenilikleri ogrenmek, baska yerlerle kiyaslamak belki de aradiginiz degisim hayatinizda.

Aslinda bu saydiklarim asil zorluklar degil, vize, oturma izni, çalisma izni gibi ivir zivir zorluklar var ki bir omur alir insanin hayatindan. Nerede olursaniz olun yabancilarin islemleri en son ve en çok zorluklarla çozumlenen islemler. Gelen yabancilarla ayakta kalan bir ulkeye giderseniz, nasilsa buranin bize ihtiyaci var çabuk hallederler islemlerimi dersiniz ama yanildiniz. Yabancilarin az oldugu bir ulke seçerseniz, nasilsa az insan var çabuk sira gelir dersiniz ama yine yanildiniz, maalesef sonuç hep ayni, her zaman beklemek zorundasin.

Yeni bir yere gider gitmez, ister istemez acaba kendi ulkenizden birilerini burda bulabilir misiniz telasina kapiliyorsunuz. Isin dogrusu her zaman yerli halktan arkadaslariniz olabilir ama gerçek bir arkadasin yerini çogunlukla kendi ulkenizden biri doldurabiliyor. Tabi sadece ulkenizden olanlarin yogun oldugu mahallelerde yasamak, sadece onlarla gorusmek, kendini soyutlamak pek de anlamli degil.
Garip olan ise, ulkenizin hasreti ile olsa gerek, okumadiginiz kitaplari okur, izlemediginiz filmleri izler ve dinlemediginiz muzikleri bile dinler hale geliyorsunuz. Ulkenize dair çikabilecek kuçuk bir haber bile gununuzun iyi geçmesine sebep olabiliyor ve size “ Ne kadar da çok milliyetçiymisim de haberim yokmus” dedirtebiliyor.

Yabanci olmanin belki de en guzel yasanacagi yerlerden birisi de Turkiye. Yabancilari ellerimizde tasiyoruz. Bizde yasayan yabancilar az oldugundan mi ya da misafir perverligimizle un salmis bir toplum olarak dogamizda oldugundan mi bilmiyorum… Belki de bir yigin belge toplamanizi ve sabahin ayazinda siralarda beklemenizi, asagilanmanizi gerektiren vize islemleri, odemeniz gereken bilmem ne vergileri gibi zorluklardan dolayi pek de seyahat edemedigimizden oturu "Bari onlar gelsin de biz de yeni ulkeleri boyle taniyalim..." dedigimiz içindir. Tabi Turkiye’deki tabulari, ozellikle bir kadinin basina gelebilecekleri, bazi adetlere kendini nasil alistirmasi gerekecegini saymazsak, yabanci olmak pek de zor olmasa gerek.

Yurtdisinda yasamak, neresi olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun, yeni birseyler ogrenmenin, kendini tanimanin, olgunluk kazanmanin, kendi ulkene disardan bakabilmenin en guzel ve keyifli yolu…

Dusunmeye Degmez

Monday, 14 April 2008


Su kisa hayatin inisi çikisi çok
Hangi noktasinda duracagin belli degil,
Giderken yanina birini alir misin bilinmez,
Bosver sen, dusunmeye degmez.

Seni bugun bekleyen yarin kaybolur,
Bekleyisi bilen yuregin kahrolur,
Omrunden gun alir, bitmek bilmez
Bekleme sen, dusunmeye degmez.

Yarin nasil olacak bilmiyorsun,
Sebebini bilmeden gelecege guveniyorsun,
Sana giden yola açilan kapilar yerinde durmaz,
Acele et sen, dusunmeye degmez.

Son duraga gelmissin haberin yok,
Al basini git yalniz bile olsan,
Beklesen de belki o sana gelmez,
Yoluna devam et, dusunmeye degmez.


Derya Sahna

Sessiz Disco (Silent Disco)


Kisa bir sure once bir reklam araciligi ile karsima çikti, henuz deneme sansim olmadi ama çok ilginç oldugunu dusunuyorum… Sessiz Disco, muziksiz gibi geliyor ilk bakista ama degil.

Festivallerde ve gece kluplerinde kullanilan klasik DJ sistemini bir kenara atan bu tarz ile gittiginiz yerde muzik dinliyorsunuz ama size verilen kablosuz kulakliklarla dinliyorsunuz. Iki farkli dj olabiliyor, ikisinden birini kulakliginizin ayarlari ile seçebiliyorsunuz. Seçtigin muzigi dinleme sansi elimize geçmez genelde boyle yerlerde, bir DJ'i begenmediysen digerine geçme sansinin olmasi çok guzel geliyor kulaga.

Yuzde yuz sessiz mi disco? Hayir degil cunku; kulakliginizi çikardiginizda goreceksiniz ki, herkes dans ederken bir agizdan da sarkiyi soyluyor. Bir grup ses muhendisi ve DJ'in bir araya gelmesi ile olusturulmus, sanirim Birlesik Krallik'ta dogmus bir fikir. Simdiye kadar Avrupa’nin birçok ulkesinde ornekleri gerçeklestirilmis. Siz yerinizi ve davetlilerinizi ayarladiginiz takdirde, size kulakliklari ve diger gereklileri dunyanin neresinde olursaniz olun getiriyorlar, boylece çevreye en az zarar verecek sekilde partinizi duzenleyebiliyorsunuz.
Ilginc bir deneyim olsa gerek. Bir an once bir yerlerde buna katilabilmek için can atiyorum...

Portekiz su kopegi

Portekizde yasadigim surede hiç karsilasmadigim bir bilgi; Portekiz’in yerli kopegi varmis. Yüzyıllarca Portekizli balıkçıların teknesinde yaşamış, çok iyi yüzen ve ağdan kurtulan balıkları dişleriyle yakalayıp getirebilen, ayrıca yine tekneden kıyıya atılan halatı dişleriyle yakalayıp görevini tamamlayan bu cinse Portekiz Su Kopegi deniliyor. Balikçi ulkenin ancak bu cins kopegi olabilirdi diye dusunuyorum.

Bekçi köpeği de olabilir, kirsal bolgede ya da apartman katinda yasayabilir. Ancak suda çok fazla vakit geçirdiği için erken yaşta sağır olabilir. Dayanıklı, orta büyüklükte, kaslı bir köpek olup canlı, kavgacı ve de aceleciymis. Bu ozellikleriyle ise yavas ve çok sakin olan Portekiz insanina pek de benzemiyor.

Içimdeki

Demesi kolay,
Yasin ne olursa olsun, için genç olsun.
Nerede olursan ol, içindeki çocugu ortaya koy.

Içimde bir çocuk olsaydi,
Gulerken ya simdi aglarsam der miydim,
Konusmadan once dusunur muydum,
Kosarken etrafima bakar,
Yaptiklarima ne derler kaygim olur muydu,
Zamandan korkarak kaçar,
Bugunu, yarini dusunerek mi yasardim ?

Evet belki de içimdeki benden genç ,
Kiskaniyorum benden uzak ilgiyi,
Agliyorum elimden alinana,
Istiyorum hep daha fazlasini,
Korkuyorum yalniz kalmaktan

Ama yine de uzgunum, içimdeki artik bir çocuk degil…


Derya Sahna

Uyandir Beni

Saturday, 12 April 2008


Pembe gozluklerimi takmayi unutur,
Yalnizligi en dogru yol sanirsam,
Yalanlara siki sikiya sarilir uyursam,
Uyandir beni.

Yuregime seslenenleri duymazliktan gelir,
Bana gelenlere yonumu degistirirsem,
Uyurken sana sirtimi donersem,
Uyandir beni.

Kendimi degil etrafimi dinlemeye baslar,
Adimlarimi atmakta zorlanirsam,
Tum gucumle dislerimi sikarsam,
Uyandir beni.

Hayal kurmayi unutur,
Artik herseyi bildigimi sanirsam,
Yarini degil dunu alip yanima uyursam,
Uyandir beni…


Derya Sahna

Evora'da Portekiz Dugunu

Friday, 11 April 2008

Portekizli bir arkadasimin dugun davetiyesini alinca hem çok seviniyor hem de ilk kez bir Portekiz dugunu gorecegim ve de dugun Lizbon’da degil baska bir sehirde oldugu için çok heyecanlaniyorum.

Evora, 2 bin yillik bir geçmisi ve UNESCO’nun dunya mirasi listesinde olan kuçuk ama çok sempatik bir sehir. Ozellikle Roma Tapınağı, Katedrali, kemiklerden yapilmis Şapeli ve Üniversite binası gorulmesi gereken onemli yerler arasinda. Burada gorecegim dugun de sehir kadar guzel olur diye bekliyorum ve dusundugum gibi gelismeye basliyor olaylar.


Kilise merasimi kisminin "Se Kathedrali"nde baslayacagi dugune gelen birbirinden sik davetliler arasinda kilisenin kapisinda toplanmis beklerken ogrendigime gore bu kathedralde dugun yapabilmek için çiftler sira bekliyorlarmis. Gelin ve damadin biraz gecikmesinin ardindan kilisenin içinde beklememiz oneriliyor ve hep beraber içeriye giriyoruz. Bu hayatta bizzat sahit oldugum ilk kilise dugunu oldugu için içimde garip bir heyecan olusuyor. Herkes yerini aldiktan sonra damat onceden, gelin de agir adimlarla babasinin esliginde tum bakislari uzerine çekerek one dogru ilerliyor.

Buraya kadar hersey filmlerdekine benzerken konusma kismi baslayinca isler biraz degisiyor. Papazin uzun konusmasi ve ciftin evlilik yemini sirasinda kilisedeki gurultuden mi ya da mikrofon mu yoktu ellerinde bilemiyorum ama konustuklarindan pek bir sey anlayamiyorum. Neyse çift kari koca ilan edildikten sonra kilisenin kapisina çikarak gelenleri opuyorlar ve fotograf çekme merasimi basliyor ve sonunda gelin elindeki buketi kizlarin oldugu tarafa dogru atiyor… kim aldi ne oldu o sirayi ben deniz kaçiriyorum.

Ardindan yurume mesafesinde olan, dugun için ayrilmis salona dogru çok kalabalik bir grup halinde, gelin ve damadi da ortamiza alarak yol aliyoruz. Mahalle sakinlerinin, pencerelerden kapilarindan saskin ama gipta edercesine bakislarinin ardindan salona geliyoruz. Oncelikle giristeki bahçede fotograf çektirmek ve aparetif almak için bize ozel hazirlanmis masalarda oturacagimizi, sonra da yemek salonuna geçecegimizi ogrenince sasiriyorum. Ilk defa Portekiz dugunu gorecegim ama demek ki oltayi gozunden vurmusum diyorum kendi kendime. Tuzlular, tatlilar, meyveler ve içeceklerin oldugu bir bufeden herkes kendine gore birsey aliyor ve yerlerinde oturuyor.

Gelin ve damat da yerlerini alinca bir bir herkes yanlarina gidip fotograf çektiriyor. Hediye vermek isteyen veriyor. Tabi bizdeki gibi degil adet, oyle taki takma siralari olusturma diye birsey yok. Kimisi uygun gordugu rakami para ya da çek olarak içine koydugu zarfi, kimisi ev hediyesi olarak aldigi kutuyu veriyor çifte. Ya da olayi iyice gelistirenler var ki onlar onceden çiftin banka hesabina istedikleri rakami yatirmis oluyorlar. Bir kisim ise çiftin onceden bir magazada yaptigi dugun listesine yardimci oluyor.

Biraz atistirip muhabbet ettikten sonra yemek salonuna geciyoruz. Buyuk duzenli, sicak bir havasi var salonun. Herkesin oturacagi yer onceden belirlenmis olunca çok da zorlanmadan yerimize geçiyoruz. Masamiz oldukça sik, menumuz belli beklemeye basliyoruz. Yemekler yavas yavas dagitilmaya basliyor, bir yandan da enfes Portekiz saraplarimizi yudumlamaya basliyoruz. Hafif muzikler esliginde masamizda oturanlari tanimak için klasik sohbetlere basliyoruz. Sicak yemekler bitince buyuk dugun pastasi geliyor, gelin ve damat kesiyor, sampanya patlatiyorlar, biz de alkisliyoruz.

Geleneksel Portekiz muzikleri çalmaya baslayinca durduklari yerden sarkilara eslik edenler oluyor ama piste çikip dans eden sadece kuçuk çocuklar. Ardindan gecenin beklenen ani geliyor. Karaoke fasli basliyor. Meger portekizliler dugunde dans etmek yerinde toplanip karaoke yapmayi tercih ederlermis. Bu kadar modasi geçmis bir seye hala nasil onem verdiklerine sasirip, yerimden kalkmayayim diye okulda tahtaya kalkma korkusu olan bir ogrenci gibi basimi one egerek zamanin geçmesini beklerken zorla gelinin elimden çekmesi ile kendimi sahnede bulunca yerin dibine geçiyorum. Neyseki benim disimda 20 kizin içindeyim, ne desem kimse anlamaz diyorum. Zaten ne sarkilarin tek kelimesini biliyorum ne de sarki soylemeyi. Bizim ardimizda dugundeki erkekler bu kez aynisini yapiyor. Boyle de bir eglence anlayislari var ki saygi duymak lazim.

Eglenceler bizden sonra da devam etmis olabilir belki ama biz gece yarisina kadar ancak dayanabiliyoruz. Çok guzel, eksiksiz bir dugun olmasina ragmen pek de uzun surecek bir evlilik olmayacagini bilmeden o gece evin yolunu tutuyoruz…

Olsaydim


Sokakta kosan çocuk olsaydim,
Gulerek okuldan eve gelseydim,
Gelecegin farkinda olmadan,
Istedigim sadece eglence olsaydi.

Evime giren gunes olsaydim,
Yagmurun ardindan çiksaydim,
Hiç bir karsilik beklemeden,
Mutluluk dolu isik saçsaydim.

Bakmaya doyamadigim deniz olsaydim,
Mehtabin yaninda geceleseydim,
Kimse beni tutamazken
Costukça cosasim gelseydi.

Gunesin yanindan geçen kus olsaydim,
Bilmeseydi kimse uçabildigimi,
Canim isteyince herseyden kaçarken,
Dinlendigim hep annemin penceresi olsaydi.


Derya Sahna

Gitmeye Hazirim


Ister simdi, ister çok sonra
Valizim hazir bekliyorum.
Ister yalniz, ister kalabalik,
Sonum hep ayni biliyorum.

Kim yakin kim uzak belli degilse,
Yalniz da giderim biliyorum.
Dusunmek sonuca yaklastirmiyorsa,
Hazirim soru sormuyorum.

Ulasacak bir nokta yoksa,
Sebepsiz çabalamiyorum.
Eger az zamanim kaldiysa,
Mutlulugum yanimda bekliyorum.

Iyi haberi kotusu yalniz birakmiyorsa,
Yasam anlamayi kolaylastirmiyorsa,
Zaman yaralari iyilestirmiyorsa,
Gitmeye hazirim, soru sormuyorum…


Derya Sahna