Yalniz yururken

Friday, 16 May 2008


Farketmemisim yalniz degilken
Toprak rengini degistirmis,
Kizili, beyazi, yesili karistirmis
Çimlerin koynunda papatyalar obeklenmis

Dun benim baktigim dunya,
Simdi bana bakar olmus
Bakarken de konusur olmus
Yapraklar kimildarken agacin dallarinda
Sadece ruzgar degil bizi oynatan,
Taslar bakarken bana, yolun donemecinden
Basmak yetmez bizi tanimana demisler.

Istemeden gozum takilmis
Basimi kasir gibi yapmisim
Farkedivermisim çok uzaktan geleni bile
Yere bakip beklemisim
Belki bana gulumser diye

Daha çok ilerlemem lazim,
Gormek, sesleri duyabilmek için
Belki de yalniz yururmem lazim,
Ilerleyebilmek için...


Derya Sahna


Tirnaklari ile kaziyanlar

Thursday, 15 May 2008


Iki tip insan var benim bildigim. Biri yasamindaki en onemli seyler onune hazir gelen, cok fazla bir çaba sarfetmesine gerek kalmadan, sans hep kapisini çalan, digeri ise benim de içinde bulunduguma inandigim her yapmak istediginde karsisina bir yigin engel cikan, engelleri asmasiyla da isleri bitmeyen.

Once guzelinden baslayalim, dort ayak ustune dusenlerden; kimisi birçok konuda fazla bir çaba sarfetmeden, az bir ugrasla ve sansin da yardimi ile basarilara ulasir. Ayni anda bir seye basvurursunuz, sizin onunuze saniye farklariyla geçerler. Ya ailelerinden kalanlari vardir, ya da sanslari yagver gitmis kisa surede yukselmislerdir (Çok çalisip yukselenleri bu gruba katmiyorum). Çevremde buna dair çok sayida ornek var. Tabi burada kendime sordugum sorular ; Acaba gerçekten dedigi kadar kolay mi geldi imkanlar onune? Acaba bana mi kendini sorunsuz gosteriyor oysa ki içi kan agliyor? Belki de hayata kolay yanindan bakiyor, çok zorlansa bile kabul etmiyor? Yoksa gerçekten de oturup kalkip, dort ayaginin uzerine mu dusuyorlar … ???

Digeri ise benim gibi birçok insanin arasinda oldugu grup; tirnaklariyla kaziyanlar. Her yaptigi is bin bir zorluklarla dolu olan, istedigi bir seye ulasmak icin yuz basamak çikmasi gereken, mutlu anlarina damgasini vuran zor anlarinin bol oldugu, aglamazsa kimsenin aklina gelmedigi insanlar. Burada da tabi sorulacak çok soru var; Acaba gerçekten de isler bu kadar mi zorluyor bizi? Olmadik aksiliklerin isi gucu yok da hep bizim pesimizden mi kosuyorlar? Yoksa biz mi zoru seviyor, pesinden kosuyoruz? Ya da negatif dusuncemizin gucu daha da negatif enerjiyi mi yukluyor bize? Ya da herkes bizim geçtiklerimizden geçiyor fakat biz ilgilerin odagi olmayi çok sevdigimiz için abartarak mi yasiyoruz …?

Ya da baska bir olasilik daha var; yaptigimiz islere negatif elestiri getirilmesinden cok korktugumuz icin, hemen elestiriye izin vermeden ne kadar çok zorlandigimizi ve bundan daha iyisini yapmanin mumkun olmadigini soyleyerek kendimizi mi savunuyoruz.

Konu uzerine dusunulecek aslinda bir yigin kavram var. Isin asli herkes kendi seviyesinde yasiyor hayatin dogrusunu yanlisini, guzelini kotusunu. Kimi pozitif yonden bakarak, enerjisini arttirip, yasamini kolaylastirirken, kimisi de negatif yonden bakip negatif enerjisini kendisine ve çevresine yukledikçe yukluyor ve yasamin en zor koselerinde tikilip kaliyor.

Belki ben de bu yaziya nokta koyarken, kendimi dort ayak uzerine dusenler gurubuna uye yapabilmek icin, rahatlamanin, pozitif dusunmenin en modern yolu olan yoga derslerine baslarim…

Beklenmedik alarm


Dublin’in en sik ve pahali magazalarinin oldugu, havali caddesi Grafton Street’te elinizdeki bir kaç alisveris poseti ile ilerlerken mutlu huzurlu ve kendinizi iyi hissediyorsunuz. Kucuk bir alisveris merkezine giriyorsunuz, biraz gezindikten sonra ihtiyaç molasi vermeniz gerekiyor. Hemen en yakin wc’ye atiyorsunuz kendinizi.

Temiz, buyuk ve bakimli tuvaletin içinde hangi kapiyi seçsem diye dusunurken giriveriyorsunuz birine. Ayaginizi daracik kapidan sokmanizla birlikte bangir bangir, sert bir kadinin sesiyle alarm otmeye basliyor !

Zaten normalde anlamakta zorlandiginiz sivesi dillere destan Ingilizcelerini bir de alarmda anlamaniz mumkun degil. “Aman allahim ne diyor bu kadin simdi, ben mi caldirttim alarmi, yoksa baskasi mi, acaba elimdeki posetlerdeki esyalarin mi alarmini cikarmayi unuttular…” gibi akliniza olabilecek tum absurd sebepler geliyor.

Hemen geri adim atip diger bir tuvaleti deniyorsunuz ama alarm durmadan devam ediyor. Panik haliniz gecip de biraz sakinlesince alarmin ne dedigini anlamaya basliyorsunuz... meger sigara alarmiymis. Iciniz rahatliyor sizden kaynakli birsey olmadigindan, siz degil baskasinin yasak olan bir yerde sigara iciyor olmasindan dolayi alarm calmaya basladigindan. Demek ki bu kadar ciddiler kapali yerlerde sigara icilmeme konusunda diyor ve alisveris maceraniza devam ediyorsunuz.

Bulursun Belki

Wednesday, 14 May 2008

Sessiz kalmayi basarip,
Ruhunu dinlemeyi ogrendiginde
Esen ruzgara kendini birakip,
Bahçende açan çiçegi farkettiginde
Gozlerini huzurla kapatip,
Nefesini derinden alabildiginde
Dunyayi akisina birakip,
Zamanin gidisine aldirmadiginda

Distakilerin iceri girmesine izin vermediginde
Sirtinda yarini degil bugunu tasidiginda
Hirsina yenilmeyip, aradigin birsey olmadiginda,
O zaman multulugu bulursun belki…


Derya Sahna

Balkonda biri var


Dublin’de yagmurlu bir gun, sabah saat onbir civari. Evimde yalniz sakin sakin oturuyor, bir yandan en sevdigim sey olan iki saniyede bir maillerimi kontrol ediyor, diger yandan iki kelime yazmaya calisiyorum.

O da ne ? Kisa ve enine genis olan mutfak caminda bir firça geziniyor. Hatta gezinmekle yetinmeyip camlari temizliyor. Demek ki ortadaki avludan apartmanin temizligi yapiliyor, ohh ne guzel benim de isim azalmis olacak diye seviniyorum.

On dakika geçmeden tam yanimdaki balkona gozum ilisiyor, o da ne ? Balkonda biri var, bir adam geziniyor, nasil cikti buraya kadar ?? Bakiyorum agzim acik bir sekilde ne yapmak istiyor acaba diye. Yuregim agzima gelince zaten ne yapacagimi sasiriyorum. Adamcagiz beni pek umursamiyor tabi, gorevi apartmanin tum dis yuzundeki camlari temizlemek olunca eksiksiz yapabilmek icin elindeki firçayi bir asagi bir yukari gezidiriyor. Ne oldugunu o zaman anliyorum. Tabi anlamama kadar geçen saniyeler içimin saskinlikla dolmasina yetiyor da artiyor.

Sasirmamak mumkun degil, sanki sehir merkezinde bir is yeriymisiz gibi demek her ay gelip camlari da silecekler, meger apartman yonetiminin gorevlerinden biriymis. Yine en azindan evin tum camlarini disardan silmeme gerek kalmayacak diye seviniyorum, sanki bana kalsa silecekmisim gibi …

Aralik birak

Tuesday, 13 May 2008

Bugun yakinlarda yokum
Bilinmez uzaklarda kaybolurum
Dusuncelerde yorulurum
Gelecegim derken bogulurum

Eskisi gibi beni beklemesen de
Sen kapiyi aralik birak
Bende içeri girecek cesaret olmasa da,
Isigimi araliktan geçiririm
Sana geldim diyemesem de,
Muzigimi kulagina ulastiririm.

Ardindakiler onemli degil kapinin,
Orada oldugunu bilmem yeter
Beni nasil karsilarsin diye dusunme
Sen kapiyi aralik birak
Belli ki sadece uzaklardan bakmak,
Seni araliktan gormek istedigim.

Belki sen de bir gun çikmak istersin
Kapiyi arkana alip kosmak
O anda beni bulursan sasirma
Geçen zamana hiç yilmayip
Kapinin araligindan bakan…


Derya Sahna

Bogazimdan geçmeyen ev partisi

Lizbon’a yeni gelmisim, master yapacak olmanin heyecani ve tum hevesi ile herkesle tanismaya yeni arkadaslar edinmeye dunden raziyim. Universiteden edindigim, bir haftadir tanidigim bir iki arkadas beni Cuma aksami kucuk bir ev partisine davet ediyor. Once evde yemek yiyip sonra disari eglenmeye cikacaklarini soyluyorlar. Ben de neden olmasin diye dusunerek hemen daveti kabul ediyorum.

Derslerin sonunda bulusuluyor gurultulu kantinde, zaten tek kelime bilmedigim dillerinde de konusuyor olduklarindan pek de muhabbetlerle ilgilenmeden hemen geceye baslayalim istiyorum.

Biraz aradan sonra bahsettikleri ev partisine geliyorsunuz. Eski bir binanin en ust kati olan apartmanda 10 kisi, bir salon bir mutfakta tikisiyoruz. Partinin zengin menusu, bir kac icecek, tavuk kanatlari, cips ve salatatan ibaret. Tabak bile yok, elimde yemege, plastik bardaklarla ickimi yudumlamaya basliyorum. Ne olacak ogrenciyiz hepimiz, plastik milastik farketmez maksat muhabbet diyorum ama benimle ingilizce konusacak birilerini bulabilirsem tabi bu mumkun olacak.

Bir kaç cipsi agzima atiyor, hadi bari yiyeyim dedigim bir parça tavugu da elime aliyorum. Tam elimdekini agzima goturecekken birden içlerinden biri gelip “Arkadaslar bu partinin masraflarini bolusuyoruz” demesin mi. Oldukça sasiriyor ve nasil herkesden 4,5 eur toplamaya basladigini izliyorum. Bogazimda kalacak gibi oluyor sanki tavuk parcalari. Bunu da mi gorecektik, madem paran yok parti yapma o zaman kardesim diye içimden gecirip, “Aaa tabi ne demek !” deyip saymaya basliyorum cebimdeki centleri...

En yakin postane

Monday, 12 May 2008

Lizbon’un bol gunesli gunlerinden biri. Sevgili aileniz size bir dolu ozlediginiz seylerle dolu bir koli yollamis, hemen en yakin postaneyi bulmaniz gerekiyor. Kasvetli binanin, ahsaplarindan gicir gicir sesler cikararak alt kata kosturarak iniyor, hemen ev sahibinin oglu “Marcos”tan postanenin yerini tarif etmesini istemelisiniz.


Ugraslarinizin sonunda onu bulduktan sonra:

- “Merhaba Marcos !” diyerek selam veriyorsunuz.
- “Merhaba” deyip yere bakiyor utangaç haliyle.
- “En yakin postane nerede biliyor musun?”
- “Evet biliyorum” deyip sirtini donup gidiyor. (?!?)
Nasil yani, soktasiniz… inanamiyorsunuz, bu gerçek olamaz diyorsunuz ve arkasindan bagiriyorsunuz:

-“Nerede anlatsana o zaman, postaneyi bulmam lazim bugun”.
-“Ha ok… anlatayim.” diyerek saskinliginizin sebebini bile anlamadan agir agir size tarif etmeye basliyor…

Yillarin Midyeleri

Sunday, 11 May 2008


Ufukta gorunen yillar
Kiyiya vurdular bir bir
Gozumu açip kapamamla
Geçip gittiler hep bir

Kiyida biraktiklari midyeler
Dalgalarla çabuk kaybolurlar sandim
Yanilmisim, dalgalardan kosarak kaçtilar
Derinden izler birakabilmek icin.
Guzel beyaz midyelerin yaninda
Karalari da vardi beni bekleyen,
Hiç ben ister miyim diye sormadan
Tasidilar beni bir dune, bir yarina
Yavas yavas izleri silinmeye basladi mi
Meger benmisim arkalarindan kosan

Dilimden zamansiz dokulen kelimeler,
Gozumden yersiz akan gozyasilari
Saçimda biriken beyazlar
Yuzumde beliren çizgiler,
Biraktiklari izleri, silinmeyen.
Acisiyla tatlisiyla hayatin dalgalariymis
Beni bugune tasiyan…


Derya Sahna

Sandim

Friday, 9 May 2008

Kanatlarim var diye ucarim sandim
Yukselenler kanatsizdi oysa ki
Yurumeyi biliyorum diye kosarim sandim
Onde gidenler meger benden farkliydi

Sonradan ogrendim ki;
Yalnizligi bilenin odasi bos,
Yuregi dolu olur
Sessizligi duyanin ici urperir
Ruhunda bin melodi vardir
Yoklugu olanin arayisi derin olur
Azmi beni asar

Bense eksigim yok, herseyim var der
Hayatimi ertelerken
Nasilsa bir yerlere varirim sandim
Ayak izleri cok olan yoldan giderken
Aslinda hep ayni yerde saydim.


Derya Sahna

Yeniden kosuyorum


Yenilik miydi aradigim,
Eskiden kaçmak miydi yoksa tek istedigim
Bugunumde iyiyim demek çok mu zordu
Yeniyi de bir gun, eskiteceksem eger
Nedendi beni bitiren bu çaba

Bilmedigim yollarda ilerlemem
Karanlikta isik tutani aramam
Omrumden gun alan heyecanim
Kabul edilme gereksinimim,
Gene beni anlatabilme ugrasim
Deger miydi bu kadar gayrete

Bilinmeyenin verdigi,
Hayretlerle dolu arayisim
Kesfetmeyle gelen haykirisim

Umutlarla dolu bekleyisim,
Doktugum terin ardindan
Yeniden dogmuslugun çoskusu,
Eskinin huzur veren uzakligi...
Sebebiydi belki de,

Yeninin pesinden kosmamin.


Derya Sahna

Izin verme

Wednesday, 7 May 2008

Boynum bukulur
Yapraklarim sararir
Susuz kalirim
Soylemeye korkarim,
Yuzume vurmaya korkmazlar

Içim burkulur
Kosup asmak isterim
Çitlerden geçemez olurum
Endisemi disa vururum,
Avutmaya çalisirlar

Degisen tek sey aslinda
Benim bakisimdir
Içinde oldugum akisa
Onlarin degil

Anlamasi zor dengenin yonunu
Sabir bulmasi zor sendeki kadar
Izin vermemek en iyisi,
Karsina çikan her sesin
ilerlemesine,

Içinde yer edecek kadar.


Derya Sahna

Gitmis Olabilirim

Tuesday, 6 May 2008


Telasin vardi, yavaslayamadin
Kalabalikti etrafin hatirlayamadin
Içinden gormek geldi, zamanin yetmedi
Yuzeylerdeydin, derinde dusunemedin
Kararsizligindan baska yollara dustun

Yarinina çok guvendin belki de
Her zaman bulursun sandin
Beklerken geçen zamani unuttun
Sonrasi nasil olurunda boguldun

Duymak istediklerim basitti aslinda
Bugun olmadi belki yarin soylersin,
Sesimin yetmedigini dusunup
Yuzumu gormek istersin,
Ama ben kapiya kadar gelmis
Hatta gitmis bile olabilirim…


Derya Sahna

Dalgalar

Saturday, 3 May 2008

Su karsimdaki dalgalar
Kimbilir nerelerden gelirler
Kac kez vurdular ayni sahillere,
Bense daha ayaklarimi sokamadim
Sonsuz sulara
Uzaktan bakmak mi daha kolay.

Neden buradayim diyorum
Ogrenmek icin mi,
Dunya almis basini gidiyor
Sanki ben hep ayni yerdeyim
Birseyleri kacirdim saniyorum

Gecmisten hatirladigim
Guzel anilar
Gelecekten bekledigim
Mutlu yarinlar
Hep ayni gecerken
Arada kalan bugunum
Soruyorum kendime
Nasil, neyi ogrenecegim...


Derya Sahna

Fidan

Thursday, 1 May 2008


Elinde kitaplarini tasidigi torbasi
Onlugunde dunden kalma lekesi
Kafasinda annesinin çilesi
Yuruyordu okula dogru Fidan.

Ablasinin eskisi pabuçlari
Kuçuk ayaklarindan çikarken
Hissediyordu yoldaki tum taslari
Incelmis tabanlarindan

Sinifin eskimis tahtasinin
Alismisti tozlu yesiline
Bir bildigi evin disi okuldu
Koyden baskasini tanimazdi,
Geçen yabancilara gulumserken
Kisa saçlarindan utanirdi.

Ezberledigi siiri okuyacak,
Egri tuttugu kalemi duzeltecek,
Dilinin donmedigini ogretecek
Kimsesi yoktu Fidan’in

Habersizdi sonrasinda bekleyenden
Gelecegin kupkuru oldugundan
Elinden tutan olur muydu
Babasi mi agabeyi mi,
Neden olmazdi annesi...
Sormaya baslamisti simdiden
Cevabini bulamayacagi sorulari

Bildigi bir tek sey vardi,
Aslinda istedigi ogretmen olmakti.


Derya Sahna